Adı Olmayan Sendromlar ...

Sağlık… Önemini her geçen gün daha çok anladığımız kavram. Fiziksel sağlık, zihinsel sağlık, toplumsal sağlık… Bütünsel sağlık. Nasıl etkileşimsel, ne kadar önemli… Günlük yaşam koşturmacasında unutuveriyoruz hızlıca. Ta ki hastalık belirtileri çıkana kadar, ta ki bir anda hasta olana kadar. Başımız ağrıyana, nefesimiz kesilene, öksürene, midemiz yanmaya, kalbimiz endişeyle atmaya, sırtımız/belimiz ağrıyana kadar. Sonra bir bakıyoruz ki kendimizi hasta etmek için birçok şey toplamışız tanıdığımız, tanımadığımız kişilerden… Topladığımız her şeyi bir yerlere, birilerine bağlamışız. Her biri bize bir sorumluluk, bir düşünce, bir duygu, bir kaygı, zihinde bir çapa eklemiş. Bunlar eklendikçe de başka bir şeye ihtiyacımız olmuş. Hepsi başka bir bağ, başka bir uzantı olmuş. Her kişi, her olay bunları katlayarak büyütmüş. Bu yumakta kendimizi kaybediyoruz zaman zaman, sonra aramak için başka yollarda, başka yüklere rastlıyoruz. E haliyle yine şekil değiştiriyor ihtiyaçlar, belirtiler…

Gerçekten neye ihtiyacımız var? O durum gerçekten bu kadar canımızı sıkmayı, dert edilmeyi hak ediyor mu? O olay bizim için gerçekten bu kadar önemli mi? Gerçek ne gerçekten? Kendi gerçeğimiz ne? Özümüz? Ruhumuz? Bu arayışı olması gerektiğinden daha farklı bir yol haline getiriyoruz. Her şeyi sendrom haline getiriyoruz. Zihinsel kodlarımız kaos yaratıyor sürekli, ki mücadele ile hayatta kalabilelim…

Kurtulamadığınız pranganız, takıntınız, sendromunuz haline gelen her neyse, sadece bir dakikalığına bırakın. Masa düzeni, mükemmellik, başarı, renk uyumu, … neyse. Şu an kalbinizin kaygıyla atmasına sebep olan şey her neyse… Bir dakika için iki metre ötenize bırakın. Oturun, arkanıza yaslanın. Ve o yükünüz olmadan, bir dakika boyunca nefesinize odaklanın. Nefesinizin içinizde yeşerttiği çiçekleri koklayın. Nefesinizin içinizde yarattığı tatlı esintiyi hissedin. Nefesinizin bedeninizde açtığı alana bakın. Sizi siz yapan her şey orada. İhtiyacınız olan her şey (zamanla değişse de) orada, zaten sizde. Sakin nefesinizin huzuruyla besleyin içinizdeki sizi. Rengarenk bir bahçe olduğunuzu fark edin. Yeri geldiğinde dikenlerini kullanacak, yeri geldiğinde solacak ki tekrar açacak, yeri geldiğinde mis gibi kokacak, her mevsimde farklı halleriyle yaşayacak bir bahçe. Siz.!

Şimdi yavaşça gözlerinizi açın. Bıraktığınız şey hala orada mı? Oradaysa, ona hala eskisi kadar ihtiyacınız var mı? Kendi kendimize yüklediğimiz bir dizi kavramın gerçekten farkında mıyız? Farklı yollarda var olan kalıpları kendimizde birleştirerek kendi prangalarımızın mimarı oluyoruz. Hasta olmak için uğraşıyoruz sanki. O hastalığın belirtileri neyse seçip atıyoruz çantaya. Adı yok bu yaptığımız şeyin. Yaşamımızı zorlaştırıyor sadece. Adı yok bu sendromların. İçimizde görmek istemediğimi ya da göremediğimiz her şey bir kördüğüm oluyor. Istırap oluyor, yalnızlık oluyor, sevgisizlik oluyor, yorgunluk oluyor, huzursuzluk oluyor. Adı olmayan hastalığın adı olmayan sendromları oluyor. Bırakmaya çalışalım bizim olmayan belirtileri, bırakmaya çalışalım gereksiz yüklerimizi.

Nefesimizle içimize bakalım. Hareketlerimizle dışımıza yansıtalım…

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

ME vs ME