Modern Dünya’da Psikopatlık İyi Bir Şey Olabilir Mi?

Ne kadar zor ve karmaşık bir dünyada yaşadığımız, her günümüzün kendimizce birer sınav olduğunu ve günün sonunda mücadeleden nasıl yorgun düştüğümüzü satırlarca anlatmaya gerek yok sanırım. Zaten hepimiz bu cümlenin arkasına bir sürü örnek, duygu, ikilem ve strateji içeren sayfalarca yazı yazabiliriz diye düşünüyorum.


Günümüzde psikopat diye nitelendirdiğimiz insanların özelliklerinin neler olduğunu düşündüğümüzde; duyarsız, acımasız, duygusuz, ve kötülük merkezli gibi kavramlarlar aklımıza gelecektir. Evrimsel açıdan baktığımızda bu tip canlıların (insan ya da hayvan) hayatta kalması da daha muhtemel değil mi gerçekten?


“Ne halin varsa gör” gibi kızgın ve umursamaz bir tavrı yine umursamaz hatta bu sefer biraz daha sarkastik bir hale getirerek “Ne haliniz varsa gülün” gibi bir mottoya çevirip uzun bir süre bunu dilimizden düşürmedik, hatırlatırım...


Psikopatlık nasıl “iyi” bir şey olabilir ki !?


Olağan Psikopatlar kitabında psikopatları “sosyal bukalemunlar” olarak tanımlayan Kevin Dutton, psikopatlığın yedi ölümcül anahtarını acımasızlık, cazibe, odaklanma, zihinsel sağlamlık, korkusuzluk, farkındalık ve eylem olarak sıralıyor. Dutton, bu sıralama için bizlerin psikopat olarak tanımladığı katiller, bu kişilerle tanışmış insanlar, gizli servis eğitmenleri, kriminoloji ve psikoloji profesörleri ile görüşmeler yapmanın yanı sıra pek çok bilimsel çalışma da sunuyor bizlere kitabında. Kitabı okurken aklımın bir köşesinde ‘günlük yaşam için ne kadar doğru gerçekten’ düşüncesi belirirken, bir köşesinden de bu yazı geçiyordu.


Csikszenmihalyi, akış (flow) adını verdiği bir psikolojik durumun varlığını öne sürmüştür. Bu durum zorluk/beceri dengesi skalasında, yakınlarında uyarılmışlık, kaygı, sıkıntı, endişe ve rahatlama gibi farklı duygu durumlarını içeren, kendi deyimiyle ‘mutluluk bilimi’ olarak adlandırılan ve performans için önemli olduğu düşünülen bir psikolojik durumdur. İçerisinde zorlukların üstesinden gelme becerisi, zaman kavramının değişmesi, odaklanma ve hedeflerin belirginliği gibi psikolojik ve fizyolojik değişkenler barındırır. Yani aslında çevresinde istenmeyen bir sürü olgu varken, bir frekansta her şeyin tuttuğu ve mutlu olduğumuzu savunur.


Psikopatların düşünce yapısındaki farklılıkları merak eden ve ‘normal insan’lardan ayrıldıkları çizgiyi merak eden profesör Dutton yaptığı görüşmelerde psikopatların zorluklardan haz aldıkları, kendilerine edindikleri göreve körü körüne odaklandıklarını, hedefe giden yolda kurbanlarını manipüle etme becerilerini aktarıyor bize kitabında. Aslında bir seri katilin cinayet işlerken duyduğu haz, bir casusun gizli görevdeki başarı sonrası duyduğu haz ya da bir şirket yöneticisinin zorlu bir ihaleyi kazandığında duyduğu haz ile aynı. Sadece dozu biraz daha düşük. Bir psikopatın kurbanını kandırmak için empati yapıp, onun zayıf noktasını öğrenip, cazibesiyle kurbanını büyülemesi ile, bir siyasetçinin takipçileri üzerinde küçük algı yönetimi yapması, onların zayıf yönlerini öğrenip, bu yönler üzerinden stratejiler belirlemesi ve karizması ile takipçilerini büyülemesi de aynı aslında. Sadece dozu biraz daha düşük.


Gerçek yaşamda Proseför Dutton’ın sıraladığı yedi ölümcül anahtarın minyatür versiyonlarına sahip olsak hayat daha kolay olmaz mıydı sahiden de? Yeri geldiğinde cazibemizi kullanıp, korkusuzca hedefimize odaklansak, tehlike ya da engellerin farkında olmamıza rağmen acımasızca ve istikrarlı bir şekilde eylemde kalabilsek... Sosyal kurallar, nezaket ya da duyguları fazlaca önemsemesek başarıya daha çabuk ulaşır mıyız gerçekten? Bu özelliklerin ne kadar olması yaşantımızı kolaylaştırır? Bizler kendi adımıza bu özelliklerin ne kadarını kabul edebiliriz? Ya da bu özellikler bizi daha etkin yapar mı?

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

ME vs ME